Sabah bahçeye ilk çıktığımda burnuma ilk gelen koku güllerin kokusu. Özellikle yağmur sonrası sabahlar, o ıslak toprak ve gül aroması karışımı başka bir şey. Yıllardır bu kokuyu anlatmaya çalışıyorum, kelimeler yetmiyor.
Bahçemde dört renk gül var: Kırmızı, pembe, sarı ve beyaz. Her birinin kendi karakteri var. Kırmızı güçlü ve tutkulu, pembe zarif ve nazik, sarı neşeli ve canlı, beyaz saf ve dingin. Hepsi aynı bahçede, hepsi birbirini tamamlıyor.
Gül (Rosa), Rosaceae familyasından çok yıllık çalı formunda bir bitkidir. Dünyada 300'den fazla türü, binlerce kaydedilmiş çeşidi var. Antik Mısır'dan Osmanlı saraylarına, Fransız parfüm endüstrisinden İngiliz bahçe geleneğine kadar insanlık tarihininn her döneminde özel bir yere sahip olmuş.
Tüm bu çeşitlilik içinde bahçemde tercih ettiğim güller parfümlü, tekrar çiçek açan ve hastalıklara dayanıklı olanlar. Kimyasal ilaç kullanmıyoruz, bu nedenle sağlıklı çeşit seçimi kritik.
Fotoğraftaki o kadife kırmızısı, katmanlı yapısıyla klasik bir hybrid tea gülü. Kırmızı güller bahçenin en güçlü vurgusu. Güneşli bir günde o derin kırmızı renk fotoğrafa bile sığmıyor gibi görünüyor.
Kırmızı güllerin çoğu güçlü aromatik. Bizimkinin kokusu sabahın erken saatlerinde en yoğun, güneş yükseldikçe hafifliyor. Bu yüzden sabah bahçesi turları vazgeçilmez.
Pembe güller benim için bahçenin en romantik köşesi. Açık pembeden koyu pembeye uzanan o geniş skalada farklı çeşitler var elimde. Pembe güller genellikle daha dayanıklı ve daha bol çiçekli oluyor, bu da onları başlangıç bahçecileri için ideal yapıyor.
Sarı güller bahçeye neşe katıyor. Güneş rengi o yapraklar karanlık bir köşeyi bile aydınlatıyor. Sarı güller tarihsel olarak daha hassas sayılırdı ama modern çeşitler çok daha dayanıklı. Bizimki sağlıklı ve her yıl bol çiçek açıyor.
Beyaz güller bahçenin en saf köşesi. Özellikle akşam ışığında, güneş alçalırken o beyaz yapraklar adeta parlar. Koku açısından da beyaz güller çoğu zaman en güçlü aromayı taşır.
Gülü sadece süs bitkisi olarak görmek büyük hata. Permakültür açısından değerlendirildiğinde çok daha zengin bir tablo çıkıyor. Çiçekleri arılar ve faydalı böcekler için önemli nektar kaynağı. Kuşburnu olarak bilinen meyveleri C vitamini deposu, çay ve reçel yapılabiliyor. Yaprakları ve taç yaprakları yenilebilir, salatalara ve tatlılara eklenebilir. Taç yapraklardan gül suyu ve gül yağı elde edilebilir. Dikenli yapısı doğal çit ve koruyucu bariyer oluşturuyor.
Kimyasal kullanmadan gül yetiştirmek mümkün mü? Kesinlikle evet. Bizim bahçemizde yıllardır kimyasal yok. Sırrı şu: Doğru çeşit seçimi, doğru yer, doğru toprak.
Toprak hazırlığı: Güller derin, humusça zengin toprak sever. Dikimden önce bol kompost ekleyin. Malçlama: Köklerin etrafına organik malç. Hem nem korur hem yabancı ot engeller. Budama: İlkbaharda güçlü budama, yaz boyunca solmuş çiçeklerin temizlenmesi. Organik koruma: Sarımsak suyu ve ısırgan otu gübresi haşere kontrolü için etkili. Bakır sülfat yerine at kuyruğu (Equisetum) çayı mantar hastalıklarına karşı kullanılabilir.
Bahçenizde bir gül yoksa bu yıl başlayın. Tek çeşitle başlayın, onu tanıyın, sonra diğerlerini ekleyin. Gül yetiştirmek sabır ister ama her sabah bahçeye çıktığınızda o koku sizi karşılayınca, tüm emek anında değer kazanıyor.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.