Verdigim derslerde ogrencilerime hep ayni resmi cizerim: 500 metrekarelik iyi tasarlanmis bir bahce, dort kisilik bir ailenin bir yillik gida ihtiyacini karsilayabilir. Dunyanin ekili tarim arazilerinin sadece yuzde dordu, dogru tasarlanmis ve yogun bir sekilde isletilirse, on bir milyar insani saglikli bir sekilde besleyebilir. Geriye kalan yuzde doksan altiyi Gaia'ya, yani Dunya'nin kendi onarim gucune birakabiliriz - ve o da hizla kendini toparlar. Bunlari kafadan atmiyorum; bu degerler ve dayanikli uygulama ornekleri Bill Mollison'un Permakultur Tasarimcisinin El Kitabi'nda etraflica anlatiliyor. Ama bir ogretmen olarak da, bir bahcivan olarak da, bu rakamlarin nereden geldigini ve nasil okunmasi gerektigini acikca konusmak isterim.
Bu rakam permakultur cevrelerinde sikca aktarilir ve dogrudan bir bilimsel olcum sonucu degil, yogun, cok katmanli polikultur tasariminin potansiyelini gosteren ogretici bir rakam olarak dusunulmeli - iklime, topraga, yetistirilen turlere ve bahcivanin becerisine gore buyuk farklar gosterebilir. Yine de mantigin arkasinda gercek bir dayanak var. Rusya'daki 'dacha' bahceleri buna guzel bir ornek: bu kucuk aile bahceleri, ulkenin ekili arazisinin sadece yaklasik yuzde ucunde yer almasina ragmen, ulkenin tarimsal uretiminin yarisindan fazlasini, patates gibi bazi urunlerde ise neredeyse tamamina yakinini karsiliyor. Yani tek bir buyuk monokultur tarlasi yerine, cok katmanli, cok turlu, insan emeginin ve dikkatinin yogunlastigi kucuk bir alanin, ayni buyuklukteki endustriyel bir araziden kat kat fazla besin uretebilecegi fikri, havada asili bir iddia degil. Kendi bahcemde de benzer bir sey gozlemliyorum: ata tohumu sebzeler, meyve agaclari, calilar ve yer ortuculeri ayni alani paylastiginda, tek bir urunu genis bir alana yayan bir tarladan cok daha fazla cesitlilik ve verim aliyorum.
Bu ikinci rakam, ilkinin kuresel olcege tasinmis hali - ve burada durup dikkatli konusmak gerekiyor. Kucuk bir bahcede gorulen yogun verimi, dogrudan tum gezegene carparak 'yuzde dort yeter' demek, bilimsel olarak sikica modellenmis bir sonuc degil; permakultur ogretisinin ilham verici, yon gosterici bir rakami. Gercek dunyadaki tahminler, insanlarin ne yedigine (et agirlikli mi, bitki agirlikli mi) ve tarim arazisinin ne kadarinin dogrudan insan gidasina, ne kadarinin hayvan yemine ya da baska amaclara ayrildigina gore ciddi sekilde degisiyor - kuresel tarim arazisinin sadece yaklasik yuzde yirmi ikisinin dogrudan insan gidasina gittigi tahmin ediliyor, geri kalani hayvan yemi, enerji bitkileri ve endustriyel kullanimlara gidiyor. Yani buradaki asil mesaj, tam olarak 'yuzde dort' rakaminin kesinligi degil, su sorunun kendisi: eger tarimimizi boyle yogun ve akilli tasarlasaydik, bugun kullandigimiz arazinin cok daha kucuk bir kismiyla herkesi besleyebilir miydik? Bu sorunun cevabinin 'evet' olmasi icin guclu isaretler var, ama kesin rakam uzerinde durmak yerine, bu potansiyelin kendisini ciddiye almak daha onemli diye dusunuyorum.
Bir de madalyonun bu yuzu var: eger insanlik gercekten cok daha az arazide, cok daha yogun ve akilli bir sekilde beslenebilseydi, geriye kalan buyuk cogunluk araziyi tarimdan cekip Gaia'ya, yani dogal surece birakabilirdik. Burada da durustluk payi vermek gerekiyor: 'hizla kendini onarir' ifadesi her yer icin ayni hizda gecerli degil. Toprakta hala canli bir tohum bankasi varsa, yakin cevrede saglikli ekosistemler kalmissa ve erozyon cok ileri gitmemisse, dogal onarim sasirtici derecede hizli olabiliyor - terk edilmis tarlalarin birkac on yil icinde orman haline donusmesi buna iyi bir ornek. Ama ciddi sekilde tuzlanmis, cok katmanli erozyona ugramis ya da collesme siniri asilmis topraklarda ayni hiz beklenemez. Yine de temel fikir gecerli: dogayi rahatsiz etmeyi biraktigimizda, o bize dusundugumuzden cok daha hizli cevap veriyor.
Butun bu vizyonun temelinde, permakulturun uc etiginden ucuncusu yatiyor. Mollison, Toprak Bakimi'ni 'butun yasam sistemlerinin devam etmesi ve cogalmasi icin gerekli kosullari saglamak' olarak, Insan Bakimi'ni ise 'insanlarin varliklarini surdurmek icin ihtiyac duyduklari kaynaklara erisimini saglamak' olarak tanimlar. Ucuncu etik ise kitapta 'Nufus ve Tuketime Sinir Koymak' basligiyla gecer - daha sonraki yillarda bazi cevrelerde 'Adil Paylasim' ya da 'Fazlaligin Geri Donusu' olarak da yeniden adlandirilmis olsa da, ozundeki fikir aynidir. Mollison'un kendi ifadesiyle, kendi ihtiyaclarimizi bilincli bir sekilde sinirlandirdigimizda, geriye kalan kaynaklari toprak ve insan bakimina ayirabiliriz. Yani ucuncu etik, cimrilik ya da kisitlama degil; tam tersine, 'yeterince' ne oldugunu bilmek ve fazlasini paylasmayi bir gorev olarak gormek.
Ben kendi bahcemde ata tohumlariyla calisiyorum, gida ormanlari kuruyorum, cunku bu ucuncu etigin bana en somut hissettiren tarafi bu: elimdeki her tohum, gecmisten gelen bir mirasi tasiyor ve gelecege aktarilmayi bekliyor. Bir tohumu saklamak, cogaltmak ve komsularla paylasmak, aslinda kucuk olcekte 'fazlaligin geri donusunu' yasamak demek. Bahcemdeki her yeni katman - bir meyve agaci, altina eklenen bir cali, onun altina eklenen bir yer ortucusu - bana ayni alanin, dogru tasarlandiginda, ne kadar cok sey verebilecegini hatirlatiyor. Kursta anlattigim o 500 metrekarelik rakam, bende artik soyut bir sayi degil, gunluk olarak icinde calistigim bir gercekligin kucuk bir yansimasi.
Butun bu rakamlarin kesinligini tartismak yerine, sordugum asil soru su: ihtiyaclarimizi kismayi, nufus artisini duzenlemeyi ve elimizdeki fazlaligi toprak ile insan bakimina adamayi gercekten ciddiye alsak, nasil bir dunyada yasardik? Ben buna inaniyorum - kucuk bahcemde her sezon biraz daha net gordugum bir sey bu. Cennet bahcesi, uzak bir hayal degil; belki de sadece, ihtiyaclarimizi bilerek sinirlandirdigimiz ve fazlamizi paylastigimiz gunden itibaren baslayan bir aliskanlik.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.